Bir ülkenin KALKINMASI için, ekonomik büyüme ve/veya milli gelirinin artması yeterli değildir, iktisadi yapısal sorunlarının da düzeltilmesi ile topyekun halkının refah seviyesinin yükselmesi gerekir. İktisadi literatürde yapısal reform (structural reform) kavramı farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Örneğin son dönemde Ekonomi Yönetimince ülkemizde uygulamaya konan bazı yapısal uyum (structural adjustment) paketleri, bir yapısal reform değildir, yapısal reformlarla ilişkili olabilirler, hatta ona alt yapı sağlayabilirler, ama bunlar farklı kavramlardır. Yapısal reform ise adı üstünde birer reformdur, yani daha kapsamlı ve uzun vadeli tedbirleri içerir.
Yapısal “uyum” paketleri için gerekse de, yapısal “reformları” yapmak için illaki ülkenin bir yüksek enflasyon ve/veya ekonomik kriz ortamına girmesi gerekmez, öncesinde veya sonrasında yapılabilir. Ama olumsuz ekonomik koşullar, ülkenin yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu bariz biçimde ortaya koyar.
Yapısal reformlar, ekonominin üretim ve verimlilik sorunlarını, yani UZUN dönemli büyümeye engel olan unsurları ortadan kaldırmak üzere uygulamaya alınır. Öte yandan yapısal reformlar yalnızca büyümeyi değil, eşitsizliği ve çevre/iklim sorunlarını da dikkate alır, çünkü bunlar bir ülkenin İSTİKRARLI KALKINMASI için çok önemlidir. Ayrıca bu reformlar ekonomik etkinliği, eşitliği ve sürdürülebilirliği sağlamak üzere hazırlanır. Örneğin AB'nin yapısal reformlarında, bölgesel eşitliğin sağlanması amaçlanmaktadır.
Ekonominin arz yanını iyileştirmek; yatırımları, verimliliği, teknolojik ilerlemeyi ve haliyle büyümeyi yükseltmek demektir. Arz tıkanıklığı giderildiğinde, enflasyonun önemli bir nedeni olan arz yetersizliği de biter. İşte bu geniş tanım çerçevesinde, yapısal reform politikaları içinde bunun gibi birçok önemli unsur yer alır.
Bazı iktisatçılara göre yapısal reform politikaları, yapısal uyum politikaları gibi, serbest piyasayı ve serbest ticareti öne çıkarmalıdır. Mal, hizmet ve işgücü piyasalarının etkin işleyişi önündeki engelleri kaldırmayı amaçlarlar. Tekelciliği engellemek ve rekabetçi yapıyı sağlamak da gerekir.
Ancak yapısal reform kavramının olmazsa olmazı; serbest piyasaların etkin işleyişi, sözleşmelerin yerine getirilmesi ve yabancı, yerli sermayeye güvence için sağlam bir hukuk sistemidir. Adalet ve hukuk sistemi, insan haklarını temel almalı ve uluslararası kabul görmelidir. Ki bunun tesisi ancak basın yayın ve düşünce özgürlüğünü de kapsayan çağdaş bir DEMOKRATİK rejim ile sağlanabilir.
Ayrıca yapısal reform kapsamında, merkez bankasının da yer aldığı ekonomi kurumları (TÜİK, BDDK, SPK gibi) hem siyasi iktidarların kontrolü dışında bağımsız olmalı ve hem de yetişmiş elemanlarca çok iyi işlemelidir. Kurumların uzmanlık alanlarına müdahale varsa, sistem değişmelidir. Yoksa ekonomi etkin ve verimli işleyemez.
Ayrıca ekonominin arz yanının etkin işleyişi için sabit sermaye yatırımı ile birlikte, hatta daha da önce, beşeri sermayeye yatırım en önemli unsurdur. Beşeri sermaye ise malumunuz eğitimin kalitesi, çağdaşlığı, teknolojik vurgusu ve yaygınlığı ile yükseltilebilir, ki bu da çağdaş anlayışta yapısal reformun olmazsa olmazıdır. Ülkemiz için yapılan birçok değerlendirmede öne çıkan en önemli yapısal sorun, eğitimdir.
Türkiye'de eğitim her anlamda giderek geri düştüğü için, Türkiye dünyadaki beşeri sermaye sıralamalarında sürekli aşağılara inmektedir. Bunun önemli bir nedeni Türkiye'de matematik, fen, teknoloji, sanat konuları yerine din eğitimi veren okullara ve din derslerine giderek daha fazla ağırlık verilmesidir. OECD verilerine göre Türkiye din eğitimi ağırlığının en yüksek olduğu ülkelerden başında gelmektedir. Din eğitiminin ağırlığını daha da arttırmak için bildiğiniz gibi son dönemde yeni hamleler yapılmaktadır. Bu şekilde eğitim müfredatına daha fazla dini husus konması ile Türkiye'de yapısal reformlara başlandığını iddia etmek sadece siyasi bir propagandadır.
Ülkemizde sanayi kesimi, sürekli teknik eleman yetersizliği ve ara eleman yokluğu şikayetleri ile eğitim veya eğitimsizlik sorununa dikkat çekerken ve sorunların giderilmesini isterken, iktidarın Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla tam tersini yapması, meseleye iktisadi değil ideolojik ve siyasi baktığını gösterir. Bunları veya uygulamaya konan bazı makro ekonomik tedbirleri yapısal reform gibi görmek mümkün değildir.
Kısaca, iktidarın ortaya koyduğu uygulamalar, geçen yılki seçim dönemlerinde aşırı bozulmuş makro ekonomik dengeleri rasyonel zemine oturtmak için alınan basit tedbirlerdir ve bunlar olsa olsa en fazla iktisadi yapısal uyum paketidir. Türkiye'de bilimsel anlamda, hangi türden olursa olsun, yapısal reformların hayata geçirilmediğini, hatta başlamak için iktidarın pek niyetinin olmadığını gözlemliyoruz. Bunlar hayata geçirilmediği sürece de ülkemiz ekonomisinin kalıcı biçimde düzelmesi, sürdürülebilir bir kalkınmanın başlaması ve sağlam temeller üzerinde istikrarlı biçimde büyümenin gerçekleşmesi mümkün değildir.



